Sinemanın toplumsal içeriği ile üretildikleri toplumla ilişkileri, başka bir deyişle, filmlerin içinden çıktıkları toplumu "nasıl" yansıttıkları, ''neleri" ilettikleri, toplumbilim dilinde "içerik analizi" olarak bilinen çok geniş bir konudur. 1940‘lı yılların sonları ve 50'li yıllarda film araştırmaları konusunda Siegfried Kracauer çok etkiliydi. İçerik analizi konusundaki ilk çalışmalardan biri S.Kracauer'in (1947) From Caligari to Hitler adlı çalışmasıdır. Bu çalışmada Kracauer, Hitler iktidara gelmeden önce Almanya' da var olan faşist eğilimlerin, o devrin birçok filmlerinde simgelendiğini veya yansıtıldığını1 ifade eder.
Sinema, diğer kitle iletişim araçları gibi, resmi olmayan güçlü bir eğitim kaynağıdır ve bu nedenle içeriği, ne kadar zararsız görünürse görünsün, hiçbir zaman değer yargılarından, hatta ideolojik ve politik eğilimlerden uzak değildir. Sinemanın içeriği, toplumun o andaki inançları, tavırları ve değerlerini yansıtır. Başka bir deyişle, toplumdaki baskın ideoloji filmlerde sunulan ideolojiyle daha da güçlenir.
Sinemanın içeriğinin bu ideolojik eğilimi, filmler değişik sosyo-kültürel yapılara sahip ülkelerde gösterildiğinde daha belirgin olur ve eğer farklılıklar çok büyükse huzursuzluklar yaratır. Kültürel (ideolojik) bakış açılarının ihracı, eğer bununla birlikte ekonomik baskı da varsa şiddetli tepkilere neden olabilir. Amerikan sinema endüstrisinin dünya pazarlarındaki avantajlı durumu ve popülerliği bir bakıma Amerikan filmlerini, bu ülkenin dünyanın her tarafında dolaşan "büyük elçileri" yapmaktadır. Diğer ülke sinemalarının bu büyük endüstri karşısında baskı altında kaldıkları üzerinde çokça konuşulan ve son yılarda Türkiye'de de gündemde olan konulardır. Türk sineması gelişme sancıları çekerken karşısında teknik bakımdan, belli bir kaliteyi tutturmuş Amerikan filmleri vardır ve Türk sineması filmlerini oynatacak salon bulmakta zorlanmaktadır.2
1 «Siegfried Kracaucr. From Caligari To Hitler. (N.S. Princeton Universitiy Press, 1947)» LC.Jarvie, Towards An Sociology Of The Cinema,(Londra: Routleledge&Kegan Paul Ltd. Broadway House, 1970), s.132'den alıntı.
2 Gülseren Güçhan. Toplumsal Değişme ve Türk Sineması. (Ankara: İmge Kitabevi Yayınları, Kasım 1992), s.70.
Oysa Türk Sineması, özellikle de Türk Sorunsal Sineması ile reel toplumsal yaşam arasında sıkı ilişkiler vardır. Bugüne kadar gözden kaçan bu ilişkiyi, bir yabancı film eleştirmeni şöyle anlatıyor: "Gördüğüm tüm filmlerdeki ortak noktalara gelince, Türk yönetmenlerinde gerçek hayata bakmak, insanlar arası ilişkileri incelemek, sorunları deşmek için ortak bir çaba gördüm. Bunu yaparken aydınca bir tavra girmeyip bir bir halk sanatçısı, bir zamanların 'halk öykücüsü' 'halk ozanı' gibi bir nitelik taşıdıklarını unutmamaları da ilgi çekici. Şaşırtıcı bir şiddet var bu filmlerde... Toplumsal ilişkiler, din kurumu, feodal kalıtılar ve vahşi bir kapitalizmin baş döndürücü bir karmaşası... Bir de kadının durumu yok ilginç. Bir erkek toplumu olduğu, kadının sürekli ikinci planda kalmış ve kalmakta olduğu anlaşılıyor..."3
Sinema, onu var edip yaşatanlara bağlı olduğuna göre, bunun bir yansımasıdır, suretidir. Bir diğer anlatımla yaratanların kimliğini, kültürünü yansıtır. Sinema bir dil olduğuna göre de kendini var edip yaşatanların dilini yansıtır. Bu dil en genel anlamda toplumun dilidir. Burada toplumların kendi farklı kültürlerinin farkı özel dilleriyle, genel evrensel dil karşı karşıyadır. Değişik, farklı kültürler olduğu, olacağı, olması istendiği sürece özel diller de olacaktır ve bunlar her toplumun, her kültürün kendi sinemasına yansıyacaktır. Yansımadığında, yansıtılmadığında, onun yerini alan şeyin, anlatımın, kültürün, kimliğin ne, niçin ve nasıl olduğu sorusu, sorunu karşımıza gelecektir. Bunun yol açmakta olduğu değişimin, oluşumun, başkalaşmanın, yabancılaşmanın, dönüşümün irdelenmesi ve değerlendirilmesi gerekecektir.4
Sinema, yaratıcılarını bilgi ve deneyimleri ile olduğu kadar bu filmleri görmek isteyen halk kitlelerinin de eğilim ve istekleri sonucu ortaya çıkmaktadır. Bu bağlamda filmlerin tematik içeriği (bildirisi) ile seyircinin gereksinimleri arasında karşılıklı bir ilişki söz konusudur.
Sinema-toplum ilişkilerindeki yakın birlikteliği gösteren örneklerden biri de, filmlerin içerikleri ile koşut giden toplumsal değişmelerdir. Başka bir deyişle, film içeriklerinin değişmesi, toplumun geniş bir kesiminin değer
3 «Atila Dorsay, "Louis Marcorelles ile Söyleşi", CumhuriyetGazetesi,(13 Nisan 1980)» Faruk Kalkan, Türk Sineması Toplumbilimi.(İzmir: Ajans Tümer Yayınları, Sinema Dizisi II, Birinci Basım, Mart 1988), s.41'deki alıntı.
4 Engin Ayça "Sinema Üzerine Değinmeler", Ve Sinema Dergisi, Hil Yayınları Kitap 2, (Nisan 1986),s.126.
yargıları, inançları, bakış açılarının da değişmesini gösterir. Sinema kimi zaman "öncü" diye nitelenen filmleri ile toplumsal değişmelere yön de verebilmiştir. Dünya sinemalarında bunun örnekleri çoktur. Sinemayı salt bir eğlence ya da "rüyalar alemi" olmaktan çıkaran ve toplumda saygın bir güç olarak yer almasına yardım eden de bu "öncü" yaratışlardır. A.B.D.'de John Ford (Grapes of Wrath, 1940), Orson Welles (Citizen Kane, 1941), Frank Capra (Mr. Simith Goes to Washington, 1939) Fransa'da Jean Renoir (La Grande Illusion, 1937) İtalya'da Vittoria De Sica (Ladri di Biciclette, 1948) ve daha pek yok yaratıcı ve filmleri, kendi toplumlarında savaş, açlık, sömürü, sıra dan insanlar vb. konularının işleyen öncülerdir.5
Sinema toplumsal bir olgu olarak deneyimleri zenginleştirmenin ve paylaşmanın önemli bir yoludur. Yaşadığımız ve etrafımızdaki dünyayı algıladığımız şekillerde meydana gelen değişikliklerde rol oynayan çok önemli bir faktördür. İnsanlara yalnız eğlence değil, düşünce de sağlamıştır ve sinemasız bir toplumu düşünmek olanaklı değildir. Görüldüğü gibi sinema toplumsal değişmeyle direkt ilişkili toplumsal bir olgu ve bir kitle iletişim aracıdır. Toplumsal değişmeyi yeterince anlayıp izlemede sanat ve kitle iletişim araçlarını gözlemleyip, bu araçların kitlelere "nasıl bir içerik" sunduklarını çözümlemek önem kazanmaktadır. Toplumsal değişmeyi izlemede bir toplumun kültürel yaşamına ait tüm verilerden; kılık-kıyafet, dil, gelenekler, kullanılan eşya ve mekanlar vb. yararlanmak mümkündür. Ancak sinema bir anlamda bütün bu verilerin hepsini barındıran ve aynı anda izleyiciye sunan bir araç olarak görünmektedir. Bu nitelikleri sinemaya, toplumsal değişmeyi izlemede diğer sanat ve iletişim araçları içinde öncelikle yer vermeyi gerektirmektedir.
5 Güçhan, A.g.e., s.71.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Saffet Pamuk
SİNEMANIN TOPLUMSAL İÇERİĞİ
Sinemanın toplumsal içeriği ile üretildikleri toplumla ilişkileri, başka bir deyişle, filmlerin içinden çıktıkları toplumu "nasıl" yansıttıkları, ''neleri" ilettikleri, toplumbilim dilinde "içerik analizi" olarak bilinen çok geniş bir konudur. 1940‘lı yılların sonları ve 50'li yıllarda film araştırmaları konusunda Siegfried Kracauer çok etkiliydi. İçerik analizi konusundaki ilk çalışmalardan biri S.Kracauer'in (1947) From Caligari to Hitler adlı çalışmasıdır. Bu çalışmada Kracauer, Hitler iktidara gelmeden önce Almanya' da var olan faşist eğilimlerin, o devrin birçok filmlerinde simgelendiğini veya yansıtıldığını1 ifade eder.
Sinema, diğer kitle iletişim araçları gibi, resmi olmayan güçlü bir eğitim kaynağıdır ve bu nedenle içeriği, ne kadar zararsız görünürse görünsün, hiçbir zaman değer yargılarından, hatta ideolojik ve politik eğilimlerden uzak değildir. Sinemanın içeriği, toplumun o andaki inançları, tavırları ve değerlerini yansıtır. Başka bir deyişle, toplumdaki baskın ideoloji filmlerde sunulan ideolojiyle daha da güçlenir.
Sinemanın içeriğinin bu ideolojik eğilimi, filmler değişik sosyo-kültürel yapılara sahip ülkelerde gösterildiğinde daha belirgin olur ve eğer farklılıklar çok büyükse huzursuzluklar yaratır. Kültürel (ideolojik) bakış açılarının ihracı, eğer bununla birlikte ekonomik baskı da varsa şiddetli tepkilere neden olabilir. Amerikan sinema endüstrisinin dünya pazarlarındaki avantajlı durumu ve popülerliği bir bakıma Amerikan filmlerini, bu ülkenin dünyanın her tarafında dolaşan "büyük elçileri" yapmaktadır. Diğer ülke sinemalarının bu büyük endüstri karşısında baskı altında kaldıkları üzerinde çokça konuşulan ve son yılarda Türkiye'de de gündemde olan konulardır. Türk sineması gelişme sancıları çekerken karşısında teknik bakımdan, belli bir kaliteyi tutturmuş Amerikan filmleri vardır ve Türk sineması filmlerini oynatacak salon bulmakta zorlanmaktadır.2
1 «Siegfried Kracaucr. From Caligari To Hitler. (N.S. Princeton Universitiy Press, 1947)» LC.Jarvie, Towards An Sociology Of The Cinema, (Londra: Routleledge&Kegan Paul Ltd. Broadway House, 1970), s.132'den alıntı.
2 Gülseren Güçhan. Toplumsal Değişme ve Türk Sineması. (Ankara: İmge Kitabevi Yayınları, Kasım 1992), s.70.
Oysa Türk Sineması, özellikle de Türk Sorunsal Sineması ile reel toplumsal yaşam arasında sıkı ilişkiler vardır. Bugüne kadar gözden kaçan bu ilişkiyi, bir yabancı film eleştirmeni şöyle anlatıyor: "Gördüğüm tüm filmlerdeki ortak noktalara gelince, Türk yönetmenlerinde gerçek hayata bakmak, insanlar arası ilişkileri incelemek, sorunları deşmek için ortak bir çaba gördüm. Bunu yaparken aydınca bir tavra girmeyip bir bir halk sanatçısı, bir zamanların 'halk öykücüsü' 'halk ozanı' gibi bir nitelik taşıdıklarını unutmamaları da ilgi çekici. Şaşırtıcı bir şiddet var bu filmlerde... Toplumsal ilişkiler, din kurumu, feodal kalıtılar ve vahşi bir kapitalizmin baş döndürücü bir karmaşası... Bir de kadının durumu yok ilginç. Bir erkek toplumu olduğu, kadının sürekli ikinci planda kalmış ve kalmakta olduğu anlaşılıyor..."3
Sinema, onu var edip yaşatanlara bağlı olduğuna göre, bunun bir yansımasıdır, suretidir. Bir diğer anlatımla yaratanların kimliğini, kültürünü yansıtır. Sinema bir dil olduğuna göre de kendini var edip yaşatanların dilini yansıtır. Bu dil en genel anlamda toplumun dilidir. Burada toplumların kendi farklı kültürlerinin farkı özel dilleriyle, genel evrensel dil karşı karşıyadır. Değişik, farklı kültürler olduğu, olacağı, olması istendiği sürece özel diller de olacaktır ve bunlar her toplumun, her kültürün kendi sinemasına yansıyacaktır. Yansımadığında, yansıtılmadığında, onun yerini alan şeyin, anlatımın, kültürün, kimliğin ne, niçin ve nasıl olduğu sorusu, sorunu karşımıza gelecektir. Bunun yol açmakta olduğu değişimin, oluşumun, başkalaşmanın, yabancılaşmanın, dönüşümün irdelenmesi ve değerlendirilmesi gerekecektir.4
Sinema, yaratıcılarını bilgi ve deneyimleri ile olduğu kadar bu filmleri görmek isteyen halk kitlelerinin de eğilim ve istekleri sonucu ortaya çıkmaktadır. Bu bağlamda filmlerin tematik içeriği (bildirisi) ile seyircinin gereksinimleri arasında karşılıklı bir ilişki söz konusudur.
Sinema-toplum ilişkilerindeki yakın birlikteliği gösteren örneklerden biri de, filmlerin içerikleri ile koşut giden toplumsal değişmelerdir. Başka bir deyişle, film içeriklerinin değişmesi, toplumun geniş bir kesiminin değer
3 «Atila Dorsay, "Louis Marcorelles ile Söyleşi", Cumhuriyet Gazetesi, (13 Nisan 1980)» Faruk Kalkan, Türk Sineması Toplumbilimi. (İzmir: Ajans Tümer Yayınları, Sinema Dizisi II, Birinci Basım, Mart 1988), s.41'deki alıntı.
4 Engin Ayça "Sinema Üzerine Değinmeler", Ve Sinema Dergisi, Hil Yayınları Kitap 2, (Nisan 1986),s.126.
yargıları, inançları, bakış açılarının da değişmesini gösterir. Sinema kimi zaman "öncü" diye nitelenen filmleri ile toplumsal değişmelere yön de verebilmiştir. Dünya sinemalarında bunun örnekleri çoktur. Sinemayı salt bir eğlence ya da "rüyalar alemi" olmaktan çıkaran ve toplumda saygın bir güç olarak yer almasına yardım eden de bu "öncü" yaratışlardır. A.B.D.'de John Ford (Grapes of Wrath, 1940), Orson Welles (Citizen Kane, 1941), Frank Capra (Mr. Simith Goes to Washington, 1939) Fransa'da Jean Renoir (La Grande Illusion, 1937) İtalya'da Vittoria De Sica (Ladri di Biciclette, 1948) ve daha pek yok yaratıcı ve filmleri, kendi toplumlarında savaş, açlık, sömürü, sıra dan insanlar vb. konularının işleyen öncülerdir.5
Sinema toplumsal bir olgu olarak deneyimleri zenginleştirmenin ve paylaşmanın önemli bir yoludur. Yaşadığımız ve etrafımızdaki dünyayı algıladığımız şekillerde meydana gelen değişikliklerde rol oynayan çok önemli bir faktördür. İnsanlara yalnız eğlence değil, düşünce de sağlamıştır ve sinemasız bir toplumu düşünmek olanaklı değildir. Görüldüğü gibi sinema toplumsal değişmeyle direkt ilişkili toplumsal bir olgu ve bir kitle iletişim aracıdır. Toplumsal değişmeyi yeterince anlayıp izlemede sanat ve kitle iletişim araçlarını gözlemleyip, bu araçların kitlelere "nasıl bir içerik" sunduklarını çözümlemek önem kazanmaktadır. Toplumsal değişmeyi izlemede bir toplumun kültürel yaşamına ait tüm verilerden; kılık-kıyafet, dil, gelenekler, kullanılan eşya ve mekanlar vb. yararlanmak mümkündür. Ancak sinema bir anlamda bütün bu verilerin hepsini barındıran ve aynı anda izleyiciye sunan bir araç olarak görünmektedir. Bu nitelikleri sinemaya, toplumsal değişmeyi izlemede diğer sanat ve iletişim araçları içinde öncelikle yer vermeyi gerektirmektedir.
5 Güçhan, A.g.e., s.71.