Toplum içinde “bir köşede kalıp unutulma” duygusu [bazı kişilerde] başkalarının başarılarını sahiplenme refleksi oluşturur.
Bir diğer kişi ya da topluluk, [dernek, parti vs] olumlu bir işi başardığında [o bazıları] kendilerinin gölgede kaldığı saplantısına gömülürler. Bu noktadaki kıskançlık duygusu, çoğu zaman acı bir eksiklik duygusunun yüzeye çıkmasıdır.
Sözünü ettiğimiz kişiler için [başarı=değer] demektir.
Bu denklem bozulursa kişi sarsılır. Bu yüzden başarıyı “kendi hanesine yazması” bir çeşit kendini ayakta tutma çabasıdır.
Bu çabanın en yoğun şekilleri ise, kendilerine güven duygusunu yitirmiş kişiliklerde yaygındır.
İşte tam da bu noktada narsistik özellikler ortaya çıkar:
Takdirle beslenme, Sürekli üstün görünme ihtiyacı, Eleştiriyi tehdit gibi algılama, tahammülsüzlük, Başkasının emeğini küçümseme / görünmez kılma…
Varılan bu noktada kahramanımız “sahne” ister…
Alkış ister.
Başarı ona göre parlayan bir “ışık”tır. Işık başkasına doğru kayınca huzursuzluk başlar…
Bütün bu kişisel nitelikler uzaktan bakıldığında narsistik olarak görünür; ama temelinde bol kepçe kırılganlık vardır.
Kısacası, başkalarının ulaştığı bir başarıyı sahiplenmek, çoğunlukla takdir açlığının, değersizlik korkusunun ve güç ihtiyacının yanlış yoldan telafisidir; bazen de narsistik veya manipülatif kişilik örüntülerinin dışavurumudur.
NE Mİ YAPMAK GEREKİR?
Bu tip kişilerle, tartışmak hiçbir zaman sonuç vermez.
Çünkü mesele gerçek değil, itibar ve güç meselesidir.
Çünkü O’nun oyun alanı çatışmadır.
Oysa sağduyu sahibi kişilerin amacı, yapılan ve yapılacak işlerin ve emeğin alanını korumaktır.
Tevazu, sosyal barış, dürüstlük ve erdemi en yüce değer belleyerek…
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Faruk Haksal
SAHNE VE ALKIŞ İHTİYACI… [DİP TUTARSA]
Toplum içinde “bir köşede kalıp unutulma” duygusu [bazı kişilerde] başkalarının başarılarını sahiplenme refleksi oluşturur.
Bir diğer kişi ya da topluluk, [dernek, parti vs] olumlu bir işi başardığında [o bazıları] kendilerinin gölgede kaldığı saplantısına gömülürler. Bu noktadaki kıskançlık duygusu, çoğu zaman acı bir eksiklik duygusunun yüzeye çıkmasıdır.
Sözünü ettiğimiz kişiler için [başarı=değer] demektir.
Bu denklem bozulursa kişi sarsılır. Bu yüzden başarıyı “kendi hanesine yazması” bir çeşit kendini ayakta tutma çabasıdır.
Bu çabanın en yoğun şekilleri ise, kendilerine güven duygusunu yitirmiş kişiliklerde yaygındır.
İşte tam da bu noktada narsistik özellikler ortaya çıkar:
Takdirle beslenme, Sürekli üstün görünme ihtiyacı, Eleştiriyi tehdit gibi algılama, tahammülsüzlük, Başkasının emeğini küçümseme / görünmez kılma…
Varılan bu noktada kahramanımız “sahne” ister…
Alkış ister.
Başarı ona göre parlayan bir “ışık”tır. Işık başkasına doğru kayınca huzursuzluk başlar…
Bütün bu kişisel nitelikler uzaktan bakıldığında narsistik olarak görünür; ama temelinde bol kepçe kırılganlık vardır.
Kısacası, başkalarının ulaştığı bir başarıyı sahiplenmek, çoğunlukla takdir açlığının, değersizlik korkusunun ve güç ihtiyacının yanlış yoldan telafisidir; bazen de narsistik veya manipülatif kişilik örüntülerinin dışavurumudur.
NE Mİ YAPMAK GEREKİR?
Bu tip kişilerle, tartışmak hiçbir zaman sonuç vermez.
Çünkü mesele gerçek değil, itibar ve güç meselesidir.
Çünkü O’nun oyun alanı çatışmadır.
Oysa sağduyu sahibi kişilerin amacı, yapılan ve yapılacak işlerin ve emeğin alanını korumaktır.
Tevazu, sosyal barış, dürüstlük ve erdemi en yüce değer belleyerek…