Bir evde âşıkların toplandığını düşünün. İçlerinden biri hikâyeye başlıyor; sözü bir başkası devralıyor, ardından öteki… Anlatıya saz karışıyor, türkü karışıyor. Hikâye, onu söyleyenlerin sesiyle genişliyor; dinleyenlerin belleğinde kendine yer açıyor...
Bekir İşlek’in Köroğlu Destanının Düziçi Rivayetleri adlı kitabının sunuşunda aktardığı bu meşk geleneği, eserin nasıl bir kültür ortamından doğduğunu anlamamızı sağlıyor.
Köroğlu adını çoğumuz biliriz. Peki, Düziçili âşıkların anlattığı Köroğlu’nu ne kadar tanıyoruz? Aynı destanın farklı anlatıcıların dilinde aldığı biçimleri, yöresel söyleyişin ona kattığı sesi, kuşaktan kuşağa aktarılırken kazandığı özellikleri, nitelikleri biliyor muyuz?
Bekir İşlek’in hazırladığı eser, okuru bu soruların peşinden Düziçi’nin sözlü kültürüne götürüyor. Düziçi Folklor Kitapları Serisi’nin dokuzuncu kitabı olan çalışma, farklı kayıtlara ve araştırmalara dağılmış Köroğlu anlatılarını bir araya getiriyor. Böylece hem yöre kültürünü merak eden okura hem de halk edebiyatıyla ilgilenen araştırmacıya toplu bir kaynak sunmayı amaçlıyor.
Bu kitabı tanıtırken Bekir İşlek’in emeğine ayrıca yer açmak gerekiyor. Sunuştan tanıdığımız İşlek, yöredeki anlatıcıları ve onların hikâye dünyasını yakından bilen bir derlemeci. Sözünü ettiği âşıkların bir bölümünü şahsen tanımış; Âşık Karayiğit Osman’ın Köroğlu anlatılarını daha önce Seksen Kapıya Doksan Değnek Çalmak adlı kitabında yazıya geçirmiş. Düziçi ve Çukurova folkloruna ilişkin çalışmaların sürekliliği içinde bu yeni eserin yerini de açıkça gösteriyor.
Onun çalışmalarında dikkat çeken tutum, dinlediğini kayda alma ve kayda alınanı başkalarının da erişimine sunma isteği… Sözlü kültürün korunması, işte böyle bir sabır gerektiriyor. Bir anlatıcıya ulaşmak, onu dinlemek, ses kaydını çözmek, yöresel kelimeler üzerinde çalışmak ve bütün bunları yayıma hazırlamak… Kitabın arkasında, her aşaması ayrı özen isteyen bir emek bulunuyor.
İşlek, bu emeğin ortaklarını da görünür kılıyor. Mehmet Demirci, Mustafa Köse, Karayiğit Osman, Mustafa Çabuk ve Mehmet Ova gibi âşıkları anarken, derlemelerin akademik çalışmalara uzanan yolculuğunu anlatıyor. Kitabın oluşumunda yararlanılan tezlere ve araştırmalara yer veriyor. Böylece okur, elindeki esere ulaşan malzemenin hangi ellerden geçtiğini, kimlerin katkısıyla korunduğunu öğreniyor.
Kitabın üzerinde durulması gereken özelliklerinden biri de yöre ağzına yaklaşımı… İşlek, Düziçi dışındaki okurların anlatıların dilini anlamakta zorlanabileceğini açıkça belirtiyor. Bununla birlikte önceliğinin, bu rivayetlerin varlığını ortaya koymak ve bilinirliğini sağlamak olarak açıklıyor.
Bu tercih, okura da bir sorumluluk yüklüyor: Metni kendi sesine kulak vererek okumak…Çünkü yöresel bir kelime, söylendiği çevrenin hayatından izler taşır. Söyleyiş biçiminde anlatıcının kişiliği, dinleyiciyle kurduğu ilişki ve yaşadığı yerin kültürü hissedilebilir. Bu bakımdan Düziçi ağzıyla karşılaşmak, kitabın okura sunduğu tanışmanın önemli bir parçasıdır.
Köroğlu Destanının Düziçi Rivayetleri, halk edebiyatına ilgi duyanların yanında, yaşadığı coğrafyanın kültürel geçmişini tanımak isteyenlerin de dikkatini hak ediyor.
Eserin çağrısı açık: Bildiğimizi düşündüğümüz bir destanı, onu yıllarca anlatmış insanların sesinden yeniden dinlemek…
Bekir İşlek’i bu kitap vesilesiyle tanımak ise, kültür hayatındaki sessiz ve sabırlı bir emeği fark etmek demek. Bir yörenin hafızasını korumak, önce o yörenin insanlarını dinlemekle başlıyor. İşlek’in çalışması, bu dinleyişin kitaplaşmış bir örneği olarak okurunu bekliyor.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Faruk Haksal
BİR YÖRENİN SESİNİ GELECEĞE TAŞIMAK
Bir evde âşıkların toplandığını düşünün. İçlerinden biri hikâyeye başlıyor; sözü bir başkası devralıyor, ardından öteki… Anlatıya saz karışıyor, türkü karışıyor. Hikâye, onu söyleyenlerin sesiyle genişliyor; dinleyenlerin belleğinde kendine yer açıyor...
Bekir İşlek’in Köroğlu Destanının Düziçi Rivayetleri adlı kitabının sunuşunda aktardığı bu meşk geleneği, eserin nasıl bir kültür ortamından doğduğunu anlamamızı sağlıyor.
Köroğlu adını çoğumuz biliriz. Peki, Düziçili âşıkların anlattığı Köroğlu’nu ne kadar tanıyoruz? Aynı destanın farklı anlatıcıların dilinde aldığı biçimleri, yöresel söyleyişin ona kattığı sesi, kuşaktan kuşağa aktarılırken kazandığı özellikleri, nitelikleri biliyor muyuz?
Bekir İşlek’in hazırladığı eser, okuru bu soruların peşinden Düziçi’nin sözlü kültürüne götürüyor. Düziçi Folklor Kitapları Serisi’nin dokuzuncu kitabı olan çalışma, farklı kayıtlara ve araştırmalara dağılmış Köroğlu anlatılarını bir araya getiriyor. Böylece hem yöre kültürünü merak eden okura hem de halk edebiyatıyla ilgilenen araştırmacıya toplu bir kaynak sunmayı amaçlıyor.
Bu kitabı tanıtırken Bekir İşlek’in emeğine ayrıca yer açmak gerekiyor. Sunuştan tanıdığımız İşlek, yöredeki anlatıcıları ve onların hikâye dünyasını yakından bilen bir derlemeci. Sözünü ettiği âşıkların bir bölümünü şahsen tanımış; Âşık Karayiğit Osman’ın Köroğlu anlatılarını daha önce Seksen Kapıya Doksan Değnek Çalmak adlı kitabında yazıya geçirmiş. Düziçi ve Çukurova folkloruna ilişkin çalışmaların sürekliliği içinde bu yeni eserin yerini de açıkça gösteriyor.
Onun çalışmalarında dikkat çeken tutum, dinlediğini kayda alma ve kayda alınanı başkalarının da erişimine sunma isteği… Sözlü kültürün korunması, işte böyle bir sabır gerektiriyor. Bir anlatıcıya ulaşmak, onu dinlemek, ses kaydını çözmek, yöresel kelimeler üzerinde çalışmak ve bütün bunları yayıma hazırlamak… Kitabın arkasında, her aşaması ayrı özen isteyen bir emek bulunuyor.
İşlek, bu emeğin ortaklarını da görünür kılıyor. Mehmet Demirci, Mustafa Köse, Karayiğit Osman, Mustafa Çabuk ve Mehmet Ova gibi âşıkları anarken, derlemelerin akademik çalışmalara uzanan yolculuğunu anlatıyor. Kitabın oluşumunda yararlanılan tezlere ve araştırmalara yer veriyor. Böylece okur, elindeki esere ulaşan malzemenin hangi ellerden geçtiğini, kimlerin katkısıyla korunduğunu öğreniyor.
Kitabın üzerinde durulması gereken özelliklerinden biri de yöre ağzına yaklaşımı… İşlek, Düziçi dışındaki okurların anlatıların dilini anlamakta zorlanabileceğini açıkça belirtiyor. Bununla birlikte önceliğinin, bu rivayetlerin varlığını ortaya koymak ve bilinirliğini sağlamak olarak açıklıyor.
Bu tercih, okura da bir sorumluluk yüklüyor: Metni kendi sesine kulak vererek okumak…Çünkü yöresel bir kelime, söylendiği çevrenin hayatından izler taşır. Söyleyiş biçiminde anlatıcının kişiliği, dinleyiciyle kurduğu ilişki ve yaşadığı yerin kültürü hissedilebilir. Bu bakımdan Düziçi ağzıyla karşılaşmak, kitabın okura sunduğu tanışmanın önemli bir parçasıdır.
Köroğlu Destanının Düziçi Rivayetleri, halk edebiyatına ilgi duyanların yanında, yaşadığı coğrafyanın kültürel geçmişini tanımak isteyenlerin de dikkatini hak ediyor.
Eserin çağrısı açık: Bildiğimizi düşündüğümüz bir destanı, onu yıllarca anlatmış insanların sesinden yeniden dinlemek…
Bekir İşlek’i bu kitap vesilesiyle tanımak ise, kültür hayatındaki sessiz ve sabırlı bir emeği fark etmek demek. Bir yörenin hafızasını korumak, önce o yörenin insanlarını dinlemekle başlıyor. İşlek’in çalışması, bu dinleyişin kitaplaşmış bir örneği olarak okurunu bekliyor.