
Sosyal medyada bir araya gelen karavancılar, karavan derneklerinin de desteklemesi ile hepbirlikte “yasa dışı” olarak ilan ettikleri yasaklara karşı ortak mücadele kararı aldılar.
Bize iletilen bilgilere göre, idare mahkemelerine yapılan başvurulan dava dilekçelerinin bir örneğini aşağıda okuyabilirsiniz:
……… İDARE MAHKEMESİ BAŞKANLIĞI’NA YÜRÜTMENİN DURDURULMASI TALEPLİDİRDAVACI: …………………………..
VEKİLİ: ……………………………
DAVALI: …………………………. Kaymakamlığı
KONU:
….. Kaymakamlığı tarafından alınan; “ruhsatlı kamp alanları ve konaklama tesisleri dışında, park, sahil, meydan, mesire alanı, ormanlık alan, yol kenarı ve diğer kamuya açık alanlarda karavan park edilerek veya çadır kurularak konaklanmasının yasaklanmasına, aykırılık halinde idari para cezası, cebri kaldırma ve masraf tahsili uygulanmasına ilişkin işlemin; öncelikle yürütmesinin durdurulması, akabinde iptali talebidir.
İŞLEMİ
ÖĞRENME TARİHİ : ……………………………..
AÇIKLAMALAR
I. Davacının dava ehliyeti vardır; dava konusu işlem de icrai ve kesin niteliktedir.1.Davacı, karavan kullanan ve ............. ……………. sahilinde karavanıyla seyahat, park ve konaklama yapan bir kişidir. [Bu hususu tevsik eden araç-karavan ruhsatı delilerimiz arasındadır.]
Dava konusu işlem, davacının karavanıyla kamuya açık alanlarda bulunabilme, seyahat planı yapabilme ve fiilen konaklama tercihlerini doğrudan etkilediğinden; davacı ile işlem arasında kişisel, meşru ve güncel menfaat bağı bulunmaktadır. İYUK m.2 uyarınca iptal davası açmak için aranan ölçüt de bu şekilde oluşmuş bulunmaktadır. Nitekim Anayasa Mahkemesi’nin E.1995/27, K.1995/47 sayılı kararında iptal davasında “menfaat ihlali”nin yeterli olduğu, dava konusu işlemin davacıyı etkilemiş bulunmasının ehliyet için esas alınması gerektiği vurgulanmıştır. Aynı çizgide AYM’nin B. No: 2015/3690 sayılı kararında da idari işlemle davacı arasında ciddi ve makul, maddi veya manevi ilişkinin bulunmasının dava ehliyeti bakımından yeterli kabul edildiği görülmektedir.
2. Dava konusu işlem, idarenin tek yanlı irade açıklamasıyla kişilerin hukuk alanında değişiklik doğuran, dış etkili ve uygulanması zorunlu bir idari işlemdir. Danıştay 2. Dairesi’nin E.2021/4720, K.2022/891 sayılı kararında da iptal davalarına konu olabilecek işlemlerin, idarenin tek yanlı irade beyanıyla kişilerin hukuksal durumlarında değişiklik meydana getiren etkili ve yürütülmesi zorunlu işlemler olduğu açıkça belirtilmiştir. Söz konusu yasak da salt hazırlık işlemi veya temenni niteliğinde olmayıp; içeriği itibarıyla doğrudan yasak, yaptırım ve kaldırma sonucu doğuran icrai bir işlemdir. Bu nedenle doğrudan iptal davasına konu edilebilir niteliktedir.
II. Olaylar ve dava konusu işlemin içeriği3. İdare, iptalini talep ettiğimiz idari işlemin içeriğinde şu ifadelere yer vermektedir:
“1.- Resmi karavan park ve çadır alanları ile ruhsatlı ve izinli kamp alanları dışında, ilçe genelinde karavanla gece ve gündüz konaklama yapılması yasaklanmıştır.
2.- Kamuya açık yol kenarları sahil şeritleri, yeşil olanlar ve diğer kamu alanlarında karavanla park edilecek konaklamanın yasaklanmasına
3.- Halka açık alanlarda izinsiz kurulan çadırlar ve park edilen karavanların uyarılara rağmen kaldırılmaması halinde; kolluk kuvvetleri ve belediye ekiplerince kaldırılarak yediemin otoparkına çekilmesine karar verilmiştir.
Bu emirlere riayet etmeyenler hakkında 4542 sayılı kanunun 60’ın üçüncü maddesi, il genel kurulu veya idare kurumları yahut en büyük mülki amirleri tarafından kanunların verdiği yetkiye istinaden iddia ve usulen tebliğ veya lan olunan karar ve tedbirlerin taktik ve icrasına marifet eden veya müşkülat gösterenler veya riayet etmeyenler, mahalli mülkü amir tarafından kabahatler Kanunu’nun 32. maddesi hükmü uyarınca cezalandırılır hükmü uyarınca işlem yapılacaktır”
III. Hukuka aykırılık nedenleriA. 1593 sayılı Kanun’daki yetki sınırları aşılmıştır.
4. 1593 sayılı Umumi Hıfzıssıhha Kanunu’na göre kazalarda umumi hıfzıssıhha meclisi kaymakamın başkanlığında oluşur; aynı Kanun’un 27. maddesine göre bu meclisler, “mahallin sıhhi ahvalini” gözeterek şehir, kasaba ve köylerin sıhhi vaziyetinin ıslahına ve mevcut mahzurların giderilmesine yarayan tedbirleri alırlar; 28. maddeye göre de yerel görev ve yetki içinde kalan kararlar vali veya kaymakam tarafından icra olunur. Dolayısıyla davalı idarenin sağlık ve kamu düzeni alanında sınırlı bir tedbir yetkisi bulunduğu bilinmektedir.
ANCAK bu hükümlerin hiçbirinde, ilçe genelindeki kamuya açık alanların çok büyük bölümünü kapsayacak, süresiz ve sınırları belirsiz bir genel karavan-konaklama yasağı koyma yetkisi mevcut değildir…Oysa idari yetki, kanunun amacı ve sınırları içinde kullanılmak zorundadır.
5. Dava konusu işlem bu bakımdan “mutlak yetkisizlik” değil; kanundan doğan yetkinin kapsamını aşan ve yetkinin yanlış araçla kullanılması sorunudur. Kaymakamlık makamının yerel sağlık risklerine karşı somut, belirli ve ölçülü önlemler alabilmesi başka; ruhsatlı kamp alanları dışındaki kamuya açık alanların büyük kısmında karavan konaklamasını toptan ve belirsiz şekilde yasaklaması başkadır. Bu ikinci ihtimal, 1593 sayılı Kanun’un “mevcut mahzurların izalesine yarayan tedbirler” mantığını aşan bir düzenleme niteliğindedir.
Söz konusu nedenlerle kendilerine bu yönde ceza kesilen karavancıların açtıkları iptal davaları kazanılmış, cezalar iptal edilmiş bulunmaktadır. [Örnek olması bakımından ilgili karar delillerimiz ekinde arz edilmiştir.]
B. İşlem kanunilik, belirlilik ve öngörülebilirlik ilkelerine aykırıdır.
6. Anayasa’nın 13. maddesi, temel hak ve hürriyetlerin ancak kanunla ve ilgili maddelerde belirtilen sebeplere bağlı olarak sınırlandırılabileceğini; bu sınırlamaların demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağını düzenlemektedir. Anayasa’nın 23. maddesi de yerleşme ve seyahat hürriyetini güvence altına almaktadır. İdarenin hareket alanı bu anayasal çerçeveyle bağlı olmak zorundadır.
7. Anayasa Mahkemesi’nin B. No: 2012/731 sayılı kararında “belirlilik” ilkesinin hukuk devletinin temel unsurlarından olduğu; düzenlemelerin hem kişiler hem de idare bakımından açık, net, anlaşılır ve uygulanabilir olması; ayrıca bireyin hangi somut eylem ve olguya hangi hukuksal yaptırımın bağlandığını önceden bilebilmesi gerektiği vurgulanmıştır.
Danıştay İDDK’nın E.2022/29, K.2022/2432 sayılı kararında da aynı doğrultuda; kanuni düzenlemelerin açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, keyfi uygulamalara karşı koruyucu güvence içermesi gerektiği belirtilmiştir.
8. Dava konusu işlem bu ölçütleri karşılamamaktadır.
Çünkü yasak; “park, sahil, meydan, mesire alanı, ormanlık alanlar, yol kenarları ve diğer kamuya açık alanlar” gibi son derece geniş ve muğlak bir alan tarifine dayanmaktadır.
Hangi sahil, hangi park, hangi yol kesimi, hangi meydan veya hangi kamusal alanın yasak kapsamında olduğu; harita, koordinat, kroki, mahal listesi, parsel bilgisi veya sınırlı alan gösterimiyle ortaya konulmuş değildir. Resmi duyuru sayfasında da tarih-sayılı tam metin şu an görünmemektedir. Bu haliyle vatandaş bakımından hangi yerde hangi fiilin yasak olduğu makul kesinlikle öngörülememektedir.
C. İşlemin sebep unsuru somutlaştırılmamıştır.
9. İdare, çevre kirliliği, uygunsuz atık bertarafı, bulaşıcı hastalık riski, yangın tehlikesi ve genel güvenlik gibi nedenlere dayanmıştır. Bu sebepler ilke olarak meşru kamusal gerekçeler olabilir. Ancak böylesine yaygın ve ağır sonuç doğuran bir sınırlamanın hukuka uygun sayılabilmesi için, hangi riskin hangi bölgede, hangi yoğunlukta, hangi rapor ve denetimlere dayanarak tespit edildiğinin ortaya konulması gerekir.
Salt genel kanaat ve soyut gerekçe, böylesine geniş etkili bir işlemi ayakta tutmaya yetmez.
10. Ölçülülük ve gerekçelendirme denetimi bakımından Anayasa Mahkemesi’nin B. No: 2017/15845 sayılı kararında, “temel haklara müdahale oluşturan tedbirlerin “zorunlu toplumsal ihtiyaç”a dayanması, amaca elverişli olması ve başvurulabilecek en son çare ve en hafif önlem niteliği göstermesi gerektiği” ifade edilmiştir.
Somut olayda ise; genel risk anlatısı dışında, Ege ve Akdeniz sahilinin tamamını etkileyen bu yasağı gerekli kılan somut veri seti, olay sayısı, yangın raporu, sağlık raporu, atık kayıtları veya teknik değerlendirme kamuya açıklanmamıştır.
Bu eksiklik, işlemin sebep unsurunu ortadan kaldırmaktadır.
D. İşlem konu ve maksat yönlerinden ölçüsüzdür.
11. Anayasa Mahkemesi’nin aynı kararında vurgulandığı üzere, müdahalenin zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılaması için amaca ulaşmaya elverişli olması yetmez. Aynı zamanda başvurulabilecek en son çare ve alınabilecek en hafif önlem de olması gerekir. Amaç ile araç arasında makul bir denge bulunmalıdır; amaca nazaran bariz biçimde ağır tedbirler demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun kabul edilemez.
Dava konusu işlem ise, idarenin ileri sürdüğü amaçlara ulaşmak için gerekli olan en dar aracı seçmemiştir. Gerçekten çevre, atık, yangın, sağlık ve güvenlik riski varsa; belirli riskli alanların sınırlandırılması, açık ateş yakılmasının yasaklanması, atık su ve katı atık bırakılmasının denetlenmesi, araç dışına masa-sandalye-tente gibi kamp düzeni taşıran fiillerin yasaklanması, belirli zaman ve yerlerde sınırlı tedbirler alınması, trafik güvenliğini bozan parkların trafik hukuku uyarınca denetlenmesi gibi daha dar araçların uygulanması mümkündür…
Buna rağmen ruhsatlı kamp alanları dışındaki kamuya açık alanların tümünde karavan konaklamasını toptan yasaklamak; amaçla kıyaslandığında bariz biçimde ağır, yaygın ve ölçüsüz bir müdahaledir.
E. Karavanın araç olarak park edilmesi ile fiili kamp/yerleşim hali birbirine karıştırılmıştır.
12. 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun kapsam maddesi, kanunun yalnız karayollarında değil; karayolu dışındaki kamuya açık alanlarda ve park, bahçe, park yeri, garaj, terminal gibi yerlerde karayolu taşıt trafiği için kullanılan alanlarda da uygulanabildiğini göstermektedir. Karayolları Trafik Yönetmeliği ise “trafik”, “karayolu” ve “araç” kavramlarını ayrı ayrı tanımlamaktadır. Bu mevzuat çerçevesinde karavan, ruhsatlı ve tescilli niteliğine göre trafik hukukuna tabi bir araçtır.
13. Bu nedenle, bir karavanın trafik kurallarına uygun şekilde araç olarak park edilmesi ile araç dışına taşan fiili kamp düzeni kurulması; açık ateş, dışarı eşya ve donatı çıkarılması, atık boşaltımı, çevrenin kirletilmesi ya da kamusal alanın fiilen işgali hukuken aynı şey değildir.
Dava konusu işlem ise “karavan park edilerek konaklama” formülüyle bu iki alanı birbirlerinden yeterince ayırmamaktadır. Böylece, hukuka uygun park etme hali dahi fiilen yasaklıymış gibi yorumlanabilecek bir alan yaratılmaktadır. Belirlilik sorunu burada daha da ağırlaşmaktadır. Gerçekten de yürürlükteki fiili uygulamada yasaklılık hali en ağır şekli ile, kesin ve keskin bir yorumla ve keyfen uygulanmaktadır.
14. Davacının temel tezi, “karavan bulunduğu her yerde sınırsızca kalabilir” şeklinde mutlak bir iddia değildir. Esas iddia şudur: idare, araç olarak park halini; çevreyi kirleten, yangın riski yaratan veya kamusal alanı fiilen kamp alanına çeviren davranışlardan ayırmak zorundadır. Bu ayrım yapılmadan getirilen genel yasak, norm alanını gereksiz biçimde genişletmekte ve meşru amaçla bağını kopartmakta ve açıkça hukukun dışına çıkmaktadır.
F. Yaptırım boyutu ayrıca kanunilik ve belirlilik sorunu taşımaktadır.
15. Ayrıca işlem içeriğinde, yasağa aykırılık halinde “idari para cezası” uygulanacağı, kaldırılmayan karavan ve çadırların kolluk ve belediye ekiplerince kaldırılacağı ve masrafların ilgililerden tahsil edileceği belirtilmiştir. Ancak bu yaptırımların hangi kanun maddesine, hangi ihlal tanımına, hangi usule ve hangi idari mercie dayandığı kamuya açık şekildehangi idari mercie dayandığı kamuya açık şekilde ortaya konulmuş değildir.
16. Kabahatler Kanunu m.32, kamu güvenliği, kamu düzeni veya genel sağlığın korunması amacıyla hukuka uygun olarak verilen emre aykırı hareket edilmesi halinde idari para cezası öngörmektedir. Dolayısıyla yaptırımın dayanağı yapılacak emir veya yasak da kendi içinde hukuka uygun, belirli ve uygulanabilir olmalıdır. Belirsiz kapsamlı, resmi tam metni kamuya yeterince açıklanmamış ve yasaklanan fiili nesnel ölçütlerle ayırmayan bir işlem üzerinden idari yaptırım uygulanması, kanunilik ve hukuk güvenliği bakımından ciddi sorun yaratır.
Arz ettiğimiz üzere, bu yöndeki uygulamalar sonucu kesilen cezalar yargı kararları ile iptal edilmiştir.
IV. YÜRÜTMENİN DURDURULMASI KOŞULLARI OLUŞMUŞTUR.17. Anayasa’nın 125. maddesine göre idari işlemin uygulanması halinde telafisi güç veya imkânsız zararların doğması ve işlemin açıkça hukuka aykırı olması şartlarının birlikte gerçekleşmesi durumunda yürütmenin durdurulmasına karar verilebilir. Somut olayda, yukarıda açıklanan kanunilik, belirlilik, sebep, ölçülülük ve yaptırımın hukuki dayanağı sorunları işlemin açık hukuka aykırılığını göstermektedir.
Davacı bakımından ise karavanıyla ............./.............’da ailesi ile birlikte tatil yapma konusundaki yasal hakkı; seyahat ve kamuya açık alanlardan yararlanma imkanı fiilen ortadan kalkmıştır. Belediye zabıtasının tehdit içeren uyarıları karşısında müvekkil tatilini yarıda bırakmak zorunda kalmıştır.
Tehdit içeren belediye zabıtası ve kolluk müdahalesi, cebri kaldırma, masraf yüklenmesi ve yaptırım tehditleri karşısında çaresiz kalınmıştır.
Somut olayda açık hukuka aykırılık; yetkinin sınırlarının aşılması, belirsizlik, ölçüsüzlük, yaptırım rejiminin kanuniliği ve mülkiyet alanına ağır müdahale nedenleriyle ortaya çıkmaktadır.
Telafisi güç zarar ise davacının karavanını .............’da kullanamaması, kolluk ve zabıta müdahalesi tehdidi altında bulunması, aracının çekilmesi ve yediemin otoparkına alınması, masraf doğması ve sezon içinde fiili kullanım imkanının ortadan kalkması riskleri ile karşılaşılmış olmasıdır.
Bu zararlar, özellikle sezonluk ve günlük kullanım dönemleri dikkate alındığında, sonradan verilecek bir iptal kararıyla tam giderilemeyecek niteliktedir.
Bu nedenle acilen KARŞI TARAFA TEBLİGATA HACET KALMADAN yürütmeyi durdurma kararı verilmesi, müvekkilin yarıda kalan tatilinin yaz süresince tamamlanması imkanını doğacaktır.
Talep ettiğimiz yürütmeyi durdurma kararının müstacel bir nitelik taşıdığının en açık ve somut belirtisidir.
V. Dava süresinde açılmıştır.18. İYUK m.7’ye göre idare mahkemelerinde genel dava açma süresi 60 gündür. Anayasa m.125 uyarınca da idari işlemlere karşı açılacak davalarda süre, yazılı bildirim tarihinden başlar. Ancak somut olayda kararın tarih-sayılı ve imzalı tam metni kamuya açık biçimde görünmediğinden, davacı yönünden süre hesabı fiilen öğrenme tarihi üzerinden tartışılabilir hale gelmiştir. Bu nedenle dava, davacının işlemi kesin olarak öğrendiği tarihten itibaren süresindedir; ayrıca resmi karar metninin idareden celbi bu yönüyle de zorunludur.
HUKUKİ NEDENLER :
T.C. Anayasası m.2, m.13, m.23, m.36, m.125; 2577 sayılı İYUK m.2, m.7, m.27, m.32; 1593 sayılı Umumi Hıfzıssıhha Kanunu m.24, m.27, m.28; 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu m.2 ve ilgili hükümler; Karayolları Trafik Yönetmeliği m.3; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu m.32; ilgili sair mevzuat ve yargı içtihatları.
DELİLLER:
1.............. Kaymakamlığı’nın idari işlemi
2. Basına yansıyan haber fotoğrafları
3. Davacının araç ruhsatı
4. Para cezasının iptaline ilişkin karar örneği
5. Ve sair deliller
SONUÇ VE TALEP :
Yukarıda arz ve izah olunan nedenlerle;
A. ............. KAYMAKAMLIĞI’NIN DAVA KONUSU İŞLEMİNİN ACİLEN VE ÖNCELİKLE YÜRÜTÜLMESİNİN DURDURULMASI,
B. Söz konusu işlemin iptali,
C. Yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalı idare üzerinde bırakılması,
… yönünde karar verilmesini takdirlerinize arz ve talep ederim.
Saygılarımızla…