Lütfen sayın Kılıçdaroğlu, gerçekten lütfen…

Millet İttifakı’nın oluşturulması süreçlerindeki etkin ve belirleyici tavrınızı hep birlikte alkışladık; alkışlıyoruz.

İyi Parti’nin TBMM’ye girişindeki öncü duruşunuz da övülmeye değer bir hamleydi; yine alkışlıyoruz.

İleriye dönük usta bir stratejist misali oluşturduğunuz geniş tabanlı, alçakgönüllü “Cephe Politikası,” kişisel siyaset bencilliğinden uzak övülecek bir çabaydı; onu da alkışlıyoruz.

Ama…

Bugün sürdürmekte olduğunuz çizgi, ülkenin “makus talihi”ni düzlüğe çıkaramama risklerini taşıyor.

Bu konu çok ciddi…

Önümüzdeki seçim [eğer yapılabilecekse] önemden de öte, çok daha büyük anlamlar, değerler taşıyor.

Siz Sayın Kılıçdaroğlu, bu anlamın içini doldurma potansiyeline sahip özgün bir kişisiniz.

Ama…

Cumhurbaşkanlığı adaylığınızın kararını tek başınıza [küçüklü büyüklü imalarla da olsa] belirleme hak ve yetkisine sahip değilsiniz.

Daha doğrusu, ülkenin içinde bulunduğu koşullarda bu hak ve yetkiye sahip olmamanız gerekir.

Öncelikle CHP’nin yetkili kurulları ve her şeyden önce halkın eğilim ve düşüncelerini objektif, adil ve özverili bir içtenlikle önünüze koymanız gerekir.

Ayrıca, ittifakın içinde ana muhalefet partisi lideri olmak da bu hak ve yetkiyi size bahşetmez.

Sonra demokrasi…

Yani, en başta demokrasinin çağdaş, aydınlık ilkeleri böyle bir kararın kişisellikten uzak, çoğulcu bir anlayışla, iğneden-ipliğe düşünülerek, her unsuru ayrı ayrı ve birbirleri ile etkileşimleri içinde titizlikle sorgulanarak alınmasını gerekir.

Etrafınızda oluşması muhtemel “evet efendimci”liğe yatkın  dar bazı çevrelerin dışına çıkılarak, [hatta] kitlesel bir şeffaflık içinde alınması gerekir bu yaşamsal önemi olan kararın…

Hele hele etnik bloklara bölünmüş, mezhepsel ayrılıkların ön plana çıkartıldığı bir Türkiye ortamında sözünü ettiğimiz bu titizlik, çok daha derin ve çok daha kapsamlı bir biçimde ele alınmak zorundadır.

Çünkü mesele, sizin bir birey olarak siyasi geleceğiniz ve beklentilerinizin çok ötesinde -gerçekten- bir beka sorunu haline gelmiştir.

Bir strateji ustası olarak arz ettiğimiz bu gerçekleri görmüyor olamazsınız…

Ama aynı zamanda, görüp de bir kenara bırakıyor da -asla- olamazsınız.

Omuzlarınızdaki çok ağır sorumluluğun idrakinde olduğunuzdan şüphe duymuyorum; duymuyoruz…

İşte…

En önemli nokta ya da kavşak da gerçekte burasıdır.

Çünkü farkındalık başka şeydir; farkında olunan şeyin uygulamasını etkileyen “şey”ler çok başka şeylerdir…

O “şey”lerin içinde nelerin olduğunun yorumunu size bırakıyorum.

Gerçekten demokratik, aydınlık, düşüncenin suç olmadığı, eleştirinin hoşgörü ile karşılandığı bir Türkiye’ye ulaşma umudu… Ve ödünsüz bir hukuk ülkesi olma talebiyle saygılarımızı arz ediyorum; arz ediyoruz,

www.soruyusormak.com

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Erdal 2021-12-20 11:14:28

Çok doğru yerinde bir uyarı aynı düşüncekere sahibim

Avatar
Namık Kemal Aktan 2021-12-21 17:36:44

Yazarın görüşüne katılıyorum. Zaman "ben" veya "bencillik" zamanı değil özetle.