Evet, zorunlu olarak siyaset!..

İstemesek de, ötelesek de, ertelesek de, kaçınılmaz olarak, yine siyaset.

Ve “bireysel” bir sorumluluk olarak, siyaset.

Bundan vazgeçemeyiz.

Ülkemizin içinde bulunduğu “iğneli-fıçı”yı görmezden gelemeyiz; kendi dikensiz gül bahçemizin duvarları içinde, Dünya’ya, ülkemizin sorunlarına ve çağımızın gerçeklerine sırtımızı dönerek yaşayamayız…

İşte bu düşüncelerin zihnimde araladığı bir bilinç iteklemesi ile, yeniden; durup durup yeniden, Oğuz Atay’ı okuyorum…

Oğuz Atay’ın Tutunamayanlar adlı kitabı elimde, ruhumu yıkıyorum…

Sorumluluklarımla yüzleşiyorum… Çağımızın kültürel mirası, Cumhuriyetimizin kazanımları ve Doğu-Batı ikilemi içinde doğup gelişen kişisel kimliğimle, öznel varoluşumla yüzleşiyorum… Hesaplaşıyorum!

Tıpkı Oğuz Atay’ın roman kahramanları gibi [ve onlara öykünerek], sözünü ettiğim kitabın her sayfasında kendileri ile, toplumları ile, dünya ile, değer yargıları ile, duyguları ile, kullandıkları dil ile ve her yerde ve her şeyle hesaplaşmakta olan ve [sanal sanılan] roman kahramanları ile ortak bir paydada yer almanın hazzını yaşayarak, “kendi”mi yeniden [ve yeniden] gözden geçiriyorum…

Ve sevgili Oğuz Atay’ı düşünüyorum:

Her davranış, her söz, her hareket ve hatta küçük bir gülümseme bile, hesabı verilmesi gereken yaşamsal bir edimdir [ya da eylemdir!] Oğuz Atay için…

Oğuz Atay, Doğu ve Batı kültürü arasına sıkışmaktan kurtulmanın yoğun bir emek gerektiren mücadelesine çağırmaktadır Türk insanını...

Ve Tutunamayanlar’ın roman kahramanı Selim Işık, kitabın sayfaları arasından şöyle sormaktadır:

  • Ne yapmalı?..

Roman kahramanı (genç) Selim Işık bu soruyu, 60’lı yılların Türkiye’sinin içinden sormaktadır.

Bilindiği üzere 60’lı yıllar, “gemi azıya almış kapitalist düzene, tüm kültürlerin içinde eriyip yok olduğu teknoloji kültürüne ve yeni bir “etik”in taşıyıcısı olan tüketim toplumuna karşı, gerek siyasal ve gerekse, sanatsal düzlemde güçlü bir başkaldırının yaşandığı bir tarih kesitidir...” [Prof. Yıldız Ecevit]

İşte Selim Işık, aşağıdaki satırları, tüm benliği ile katıldığı bu başkaldırının düşünsel ve duygusal yoğunluğu içinden yazmaktadır güncesine:

  • Evet, ne yapmalı?..

Bu sorunun cevabı olarak, büyük bir inanç, coşku ve içtenlikle sarılır Oğuz Atay Marksist ideolojiye.

O günlerde hazırladığı ve el yazısıyla çoğaltarak arkadaşlarına ulaştırdığı bir kitapçık; onun, ülkesi ve insanın kurtuluşu konusunda ne denli yoğun kafa yorduğunu, meseleyi nasıl çok boyutlu ele aldığını gösterir. “Ne yapmalı” adını taşıyan bu metin, bir bilim adamı titizliğiyle hazırlanmış analitik bir çalışmadır.

O’nun daha sonra romanlarının odağına oturacak olan “birey” sorunsalının, Marksist öğreti normları içinde ele alındığı bir metindir bu... Paradoksal bir deyişle “bireysel düzlemden yola çıkan bir Marksizm” arayışıdır.

Toplumu değiştirecek, sosyalist hareketi oluşturacak, sistemi taşıyacak olan “insan”dır...

Kolektif hareket, ne denli yetkin organize edilirse edilsin, eğer birey ruhsal düzlemde uygun ve yeterli donanıma sahip değilse, sistemin ayakta kalması olanak dışıdır.

O zaman ne yapmalıydı?

Oğuz Atay, ısrarla, toplumsal hareketin kilit noktasının birey olduğunu öne sürmektedir…

“Ne Yapmalı” başlıklı metni ellerine aldıklarında çoğu kişi, Lenin’in “Ne Yapmalı” adlı kitabının içeriğinden kaynaklanan bir önyargıyla, Türkiye’de sosyalist harekete nasıl organize olmalı, kimlerle işbirliği yapmalı türünden, söz konusu siyasal hareketin davranış stratejisini açımlayan bir kitapçıkla karşılaşacaklarını sanır.

Oysa, Oğuz Atay’ın “Ne Yapmalı”sı, Lenin’inkinden de, Çernişevski’nin aynı başlığı taşıyan didaktik içerikli ütopik romanından da çok farklı bir yaklaşım içermektedir…

Oğuz Atay’ın roman kahramanı Selim Işık’ın ağzından bizlere duyurduğu “Ne Yapmalı”da, ana strateji, bireyin kişilik gelişimi üzerine kurulmaktadır.

Ancak Atay’ın bireyciliği,

  • (Marx’la) benim aramdaki ayrım şu: Marx dünyayı, ben ise birey insanı değiştirmek istiyorum. O, kitlelere sesleniyor, ben ise bireye,” diyen salt bireyci Hermann Hesse’ninkine de benzememektedir…

Oğuz Atay’ın “Ne Yapmalı”sındaki birey, kitleyi oluşturan mikro birim olarak önemlidir ve en öndedir!..

Bireyin taşıdığı özelliklerin niteliği, kitlesel hareketi ya daha ileri götürür ya da kendi içinde çökertir!..

Atay’ın “Ne Yapmalı”daki bireycilik anlayışı, Marx’ ile Hesse’nin dünyalarının bir bireşimidir.

Ve işte böyle...

Peki, tamam da, “ne yapmalı?..”

Bizce, öncelikle adı geçen kitaptan, “Ne Yapmalı” bölümünü okumalı... Sonra da, Tutunamayanlar’ın tümünü... Bir daha!

Bir daha, bir kez daha okumal

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.