Biz, enişteniz var mı, bilmiyoruz ama; siz, şu beylik halk deyişini her halde biliyorsunuzdur:
- Bayram değil, seyran değil... Eniştem beni niye öptü?..
Eniştesi tarafından öpülen genç kızımızın bu düşündürücü sorusu hiç kafanızı kurcalamadı mı?..
Bir enişte, durup dururken, hani öylesine aklına düştüğü gibi... baldızına, sarılıp sarılıp, niye öpsün?..
Peki, Amerikan büyük elçisi, her Allahın ayı, [haftası, günü] AKP, MHP, CHP, DTP partilerini niye ziyaret etsin?..
ABD Dışişleri Bakanı da bu bayramsız ve seyransız öpüşmeleri takip ederek, Ankara’ya gelip-gitme muhabbetine ne diye abone olsun?..
Türkiye’nin 56 adet resmi, seçilmiş, mazbatasına T. C. mührü vurulmuş belediye başkanı, niçin ve hangi hakla... Danimarka başbakanına mektup yazarak, PKK’nın psikolojik harp silahı ROJ TV’nin kapatılMAMAsını istesin... İsteyebilsin?..
Bu sözünü ettiğimiz ve alt alta sıraladığımız “öpüşme”ler, öyle sıradan bir “mucuk mucuk,” ilişkisi değildir...
Genç kızımızın eniştesinin hareketli ve hararetli eylemleri karşısında duyduğu endişenin, hasır-altı edilecek nitelikte ve alelade bir tespit olmadığı gibi...
Türkiye halkı, bu enişte öpücüklerini iyice tahlil edip, süzemedikçe, öpülmeye de mahkûmdur; sevilmeye de... Soyulmaya da...
Bu çağdaş öpücüğün en karakteristik özelliği, öpülen [özel ya da tüzel] kişi üzerinde hoş bir uyuşma, tatlı bir mayışma ve lezzetli bir aldırmazlık ortamı yaratmakta olmasıdır...
Evet, enişte [ya da eniştelerin] bu yakın ilgisi, mucuk mucuk bir haz, günlük ve yaygın bir rehavet oluşturmakta... İnsanımızın bakışını, görüşünü ve sonuç olarak da bilincini uyuşturmakta ve O’nu, çağını, gününü, ortamını ve çevresini algılayarak, anlama ve sonuç olarak da, harekete geçerek kendini savunma mevzilerinde zaafa uğratmaktadır.
Sadece Didim ilçesinde halen yabancılara 8 bin adet arazi, bina, ev, işyeri satılmışsa... Ve sırada da (şimdilik) 7 bin tapu da kuyrukta sırasını bekliyorsa...
Ve insanımız, bu tüyler ürpertici gelişmeleri etkisiz ve tepkisiz ve sadece boş gözlerle izlemekle yetiniyorsa... Gelin de hatırlamayın eniştenizi...
Ve gelin de mucuk mucuk yaşamak zorunda bırakıldığınız hayatınızı bir kez daha gözden geçirmeyin...
Didim’de bir Kent Meclisi var... Farkında mısınız, bilmiyorum?
Ancak, Didim Kent Meclisi’nin gündeminde, Didim’in satılan toprakları yok!..
Yakın bir gelecekte, Didim’de taş taş üstünde kalmayabilir; ancak Didim Kenti’nin meclisi olduğu savı ile ortaya çıkan bir “oluşum”un gündeminde böyle bir meselenin ne kendisi var ve ne de gölgesi...
Varsa yoksa, “Yerel Gündem 21”…
Varsa yoksa, Avrupa Birliği yardımları ve proje payları
Nedir bu Yerel Gündem 21?..
Nedir bu Avrupa Birliği fonlarının, görünür görünmez, faturaları ve “karşılıkları…”
Didim’in, Aydın’ın ve bir bütün olarak ülkemizin gerçek “yerel” gündemi, “yerel gündem21” değil; tam aksine bu sahte gündemin ardındaki emperyalist politikaya karşı sürdürülecek mücadelenin örgütlenmesi, savunulması ve sürdürülmesi ile ilgilidir...
“Enişte”lerin belirlenmesi…
Teşhis edilmesi…
Ve yerli yersiz tüm öpücüklere son verilmesi!..
İşte ülkemizin yerel gündemi budur. Bu olmak zorundadır!
Kent Meclislerinin, bu ülkenin ve bulundukları il, kent ya da beldelerin çıkar ve iradelerini temsil eden meclisleri olabilmesi için, emperyalist odakların maddi ve manevi katkıları ile oluşan “naylon” gündemlerle gönül eğlendirmek yerine... “Yerel Gündem 21” ve benzeri “öpücükleri” iyice süzmesi... Ve kentlerinin ve bu ülkenin “duruşu”nu oluşturmak için her türlü imkânı seferber etmeleri gerekir.
Sözünü ettiğimiz “duruş”un oluşabilmesi için ise, öncelikle bilinç...
Ve sonra da bu bilinç çizgisinde birleşmek, birleşmek ve birleşmek gerekmektedir.
Bunun da yolu, resmi ve siyasi bir örgütlenmenin içine girmek, omurgasını oluşturmak, harcında katkısı olmak gerekir… Bizzat ve şahsen katılarak o birleşimi güçlendirmek, geliştirmek ve hedefe ulaşılmasına omuz vermek gerekir.
Bunun başkaca bir yönü ve yolu mevcut değildir.
Bir hedefe ulaşılacaksa, o yönde emek harcamak ve bu emekleri birbirlerine katıştırmak, birbirlerine eklemek gerekir.
Hepsi bu kadar.
www.dnm-ler.com
|