Bir parti başkanı olmak, başka şeydir…
Lider olmak başka!..
Lider olmak için, toplumun atardamarı, toplardamarı, yüreği ve kolektif bilincini kendi içinde hissedecek ve o halkın nabzını kendi avucunun içinde tutabileceksin…
Nabzını tutuğun bu halkın kültürel ve ekonomik gereksinimlerini doğru değerlendirecek, toplum hedefleri doğru tespit edecek, halk kitlelerini harekete geçirecek enerjiyi ekonomik kullanacak, toplumun potansiyelini en doğru zeminde ve en doğru zamanda kinetik enerjiye dönüştürecek politikayı ve siyasetin, üzerinde kristalize olduğu “gündemi”, doğru belirleyeceksin…
Bütün bu “doğru”ları üst üste koyduğun zaman ise, böbürlenip, keyfe dalmayacak… Ve özellikle de çevrende kendiliğinden oluşabilecek şaklabanlar ortamına “izin, icazet ve cevaz” vermeyeceksin…
Dünya’yı kendi ülkenin penceresinden… Ve kendi ülkeni de, Dünyanın çerçevesinden seyredebilecek, bütün bu seyrüsefer, tespit ve belirlemelere bilimsel bir yöntemle yaklaşarak, kararlarında sağduyunun egemenliğini tesis edebileceksin…
İşte ancak o zaman bir siyasi parti başkanı olmanın üzerine çıkabilir ve bir “lider” olabilmenin [ucu açık] yokuşuna tırmanmaya başlayabilirsin…
Sözünü ettiğimiz bu nitelikler ile donanıp, lider olduğun zaman ise, hiçbir dış gücün destek ve vesayetine ihtiyaç duymadan, kendi başına iktidara gelebilir ve bu ülkeyi yeniden “tam bağımsızlık” idealine doğru taşıyabilirsin…
Ulusal egemenlik ilkesini eksiksiz ve tavizsiz uygulayabilirsin…
Çünkü, bağımsız olmayan bir ülkede halkın egemenliği de gerçekleştirilemez.
Eğer siz, egemenliği bir başka güç, zümre, tarikat ya da ülke ile paylaşıyorsanız, halkın özgür iradesini siyasete taşıyarak, yansıtamazsınız…
Egemenlik hakkı, sadece ve münhasıran halka ait olması gereken bir erktir…
Egemenliği, halkın dışındaki güçlerle paylaşıyorsanız, halkın bu en vazgeçilmez hakkını kısıtlıyorsunuz demektir.
Halkın egemenlik hakkının kısıtlandığı bir rejim ise, demokratik olamaz. Demokrasi ile idare edilemez.
Bir ülke, kendi hukukunu kendisi yapıp, her türlü etkinin dışında kendisi uygulayamıyor ise, … O ülkede Hukuk Devleti’nden de söz edilemez.
Bütün kavramlar… Ve bu kavramların ifade etmekte olduğu anlamlar, kurumlar ve unsurlar arasında ilk bakışta fark edilmeyen, kopmaz bağlar mevcuttur.
Bağımsızlık, milli egemenlik ve hukuk devleti ilkesi, uygar ve çağdaş bir milli devletin [birbiri içine geçerek, kenetlenmiş] vazgeçilmez öğeleridir.
İşte bir siyasi parti başkanı, gerçek bir halk önderi olma yolunda, sözünü ettiğimiz bu değerlerin toplum içindeki köklerini yakalayarak ve yakaladığı ipuçlarını birbirlerine bağlayarak o ülkeyi yönetebilirse, gerçek anlamda bir lider olabilir…
Peki, gerçek bir lideri olmayan ülkeler ne yaparlar ve ne olurlar?..
Bu durumda olan ülkelerin yapacakları tek şey, bu lideri yaratmaktır…
Çünkü ancak bu zor işi başardıkları anda, mutluluğun zeminine ayak basmış olabileceklerdir.
Ve yine çünkü, [gerçek anlamda] ne demokrasi, ne özgürlük, ne kültür ve ne de özlediğimiz o gerçek lider kimliği, dışarıdan [ve hele hele Atlantik ötesinden] ithal edilebilir!..
Lider, tam anlamı ile “yerli malı” olacaktır.
İthal, montaj, yan-sanayi ve “yedek” parça değil…
www.dnm-ler.com
-
|