- Efendiler, yabancılar halifeliğe saldırmıyorlar. Ama Türk ulusu saldırıdan kurtulamıyor... Çanakkale’de, Suriye’de, Irak’ta, İngiliz bayrakları altında Türklerle vuruşanlar Islam uluslarıydı. (Sömürgeci düşmanlar) Türk ulusuna kolaylıkla saldırabilmek için halifeliğin devam etmesini yeğliyorlar.
İslam üzerinden siyaset yapan emperyalist güçlerin entrikalarını gözler önüne seren Gazi Mustafa Kemal Paşa, o günün koşullarında, işte bunları söylüyor.
İstiklal [=bağımsızlık] Savaşı koşullarında, cumhuriyetin ilanını engelleyemeyen... ancak, daha sonra tez elden yıkmak için pusuda bekleyen Batılı emperyalist devletler, ülkenin içinde kendilerine yandaşlar arıyor ve sonunda da buluyorlardı.
Bulunan ilk “işbirlikçi araç”, adını Terakkiperver Fırkası (= ilerleme-sever parti) olarak ilan eden bir “yandaş”tı... Ancak kendilerini “ilerleme-sever” olarak tanıtan yandaş siyasi partinin temel politikası, halifeliğin sürdürülmesi idi...
Şöyle bir arkanıza yaslanıp, bir de bugüne bakınız...
Yakın gözlüğünüzü, uzak gözlüğünüzü... ve varsa astigmat merceğinizi de takınız.
Dört gözünüzle birden bakınız siyaset arenasına.
Tarih bilincinizle bakınız… Cumhuriyet tarihimizin kültürel mirası ile bakınız…
Bağımsızlık Savaşı döneminin emperyalistlerinin koltuğunda bugün kimler oturmaktadır?..
Peki ya, Türkiye Cumhuriyeti’nin üst makam koltuklarında?..
Dün, İslam adına bağımsızlık mücadelelerine, ulusal egemenlik ve cumhuriyet ilkelerine savaş açanlar... Bugün, “ılımlı İslam” etiketi altında, kimlerle ve nasıl kol-kola girmişlerdir, seçebiliyor musunuz?
Peki bugün, ağalık, şeyhlik, tarikatçılık, aşiretçilik, hanedancılık ve şeriatçılık mevzilerinin savunucuları ve koruyucuları kimlerdir?..
Bugün ülkemizdeki çağdışı sömürüye arka çıkan ve halkın gelir adaleti ve sosyal devlet ilkeleri etrafında örgütlenmesini baltalayan ve yabancı sermaye çıkarlarının savunuculuğunu yapanlar kimlerdir, görebiliyor musunuz?..
Lütfen dikkat buyurun...
Çünkü eğer bu saydığımız zümre [ya da yapılanmaların] bir ve aynı odaklardan beslendiklerini, aynı yöndeki amaçlara hizmet ettiklerini kavrayıp, tespit edemiyorsanız... başınıza örülecek bütün çoraplara kellenizi uzatmaktan başka bir çareniz ve kaderinizin olmadığının bilgi ve bilinci içinde olmak durumundasınız.
Ya siyah... Ya beyaz.
Türkiye’nin yakın geleceği, gri tonların giderek silinmeye yüz tuttuğu bir keskinliğe doğru tehlikeli bir biçimde yaklaşmaktadır...
Çünkü harç bitmek üzere ve yapı tatil edilmek üzeredir…
Bir ülke, ekonomik olarak, siyasi olarak ve fiziki bütünlük olarak ortadan kaldırılmak üzere ise ve bölünüp parçalanmaya doğru kör topal yuvarlanmaya doğru sürükleniyor ise… Yani ülke, bir varlık-yokluk meselesi ile yüz yüze getirilmiş ise... “gri” tonlar biçimini kaybeder, flulaşır ve giderek, kendi içeriğinin anlamını tüketir...
Ve ortada bir siyah ve bir de beyaz kalır.
Yani ya istiklal [=bağımsızlık] ya ölüm...
Ya yaşamaya devam edeceksiniz... Ya da tarihin müsait bir kuytusunda ruhunuzu teslim edeceksiniz…
Bu bir mukadderat meselesidir.
Bu bir ölüm-kalım mücadelesidir.
Bu bir yok olmak... Ya da yeniden varolmak düzlemidir...
İşte kurtuluş savaşları, büyük halk mücadeleleri ve ulusal şahlanış ortamı bu tür koşullarda yeşerir ve bu yöndeki çöküşlerin ardından gelir.
Atilla İlhan, “Dip Dalgaları,” diyor toplumun bu yükselen kalp atışlarına.
Dipten gelen dalgalar. Dibe vuran dalgalar. Dipten kaynaklanan dalgalar...
Dip Dalgaları!..
Yani, dip dalgaları!..
www.dnm-ler.com
|