Her şey birbirinin aynı, basit, kolay ve yavan olacak.
Filmler, yazılar, romanlar, şiirler… Tıpkı hayatları gibi sıradan, bayağı, tek düze ve sığ…
O küçücük dünyalarında sevince, öfkeye ve neşeye yer yok!...
Sevinç, öfke ve neşe!..
İsmin beş hali gibi, ruhun varlık sebebi… Neşe, öfke ve sevinç!
Renkli-camlı ekranda dünya onlara göre şekillendirilerek sunuluyor.
Aşkları, nefretleri ve en önemlisi de değerlerinin çıtasına göre yeniden şekillendiriliyor dünya… Ve adına “haber Bülteni” deniliyor…
Hayır, Dünya böyle değil!
Hayır, Dünya bu kadar yavan, bu kadar bayağı ve bu kadar kısır değil…
O’nu sizin düzleminize indirgeyenler, sizin bayağılığınıza ve çirkinliğinize benzeterek, yine size yansıtanlar, aslında, kendinizi seyretmek için bir ayna sunmaktadırlar size…
Ama, nafile…
Siz o aynada kendinizi görmek yerine, benzerlerinizin acıklı haline bakarak, “şükür Yarabbi”, diyebilecek bir divanelik içindesiniz.
Siz, sizi bilmez bir deniz içindesiniz…
Siz, nafilesiniz…
Siz soluk almadan dizi izlersiniz.
Siz, haber programlarında ya tecavüz, ya dedi-kodu, ya da manken totosu seyredersiniz…
Siz, böyle oldukça da [pek sevgili sayın yurttaşım] bizler bu çileyi çekmek zorundayız.
Oysa [oldukça sevgili ve kelaynak vatandaşım] sen, herşeyi böyle basite almasan… Böyle sıradan ve sığ yaşamasan… Sinema filmlerini bir dizi tembelliği içinde seyretmesen örneğin… Kitapları kapaklarının dışından seyretmesen… Ve bu ülkenin hal-i pür melalini izlesen haberlerin içinden ve düşünsen nedenini, “niçin”ini, “nasıl”ını olup-bitenlerin…
Anlasan [muhterem ve sevgili arkadaşım], dostum ve canım kardeşim benim, bir anlasan var ya…
İşte o zaman, kuşluk vaktinden evvel gider tarikat erbabı bu ülkeden… Yatsıdan önce kılınır namazı ölü düşüncelerin…
Ve imam sorar cemaate, bu kurumlaşmış kültür kadavrasının ardından:
- Nasıl bilirdiniz?
- Kötü bilirdik!
Biz bu kaderi hep birlikte, anca ve kanca beraber değiştirmenin yolunu işte böylece bilebilir ve bu ülkeyi tekrar, dirliğe, düzenliğe, hukuk devletine ve aydınlığa ulaştırmanın düdüğünü ya da çanını çalabilirdik…
Haksız mıyım?..
|