“Don Kişot’un klasik tefsirleri [yorumları] vardır: Monarşinin hâkim olmaya başladığı bir devirde, derebeyliğe, şövalyeliğe, yani artık geri gelmesi mümkün olmayan bir devre ve maziye hasret...
Don Kişot mazinin, bu kaybolmuş cennetin mütehassiri [özleyeni], uşağı Şanso ise, burjuva akıl ve mantığının, devrin realitesinin mümessili...
Cervantes, maziye dönmenin ne kadar imkânsız olduğunu göstermek istemiş ve böyle bir hasret çekenlerle alay etmiştir. Bu bakımdan da Don Kişot, imkânsızın peşinde koşan bir çeşit zavallı ve biraz da gülünç bir delidir.
Bana göre Don Kişot, sadece mazi hasreti çeken bir adam değildir.
Umumiyetle doğrunun, haklının, güzelin hasretini çeken adamdır.
Bu onun hem kuvvetli, hem de zayıf tarafıdır. Çünkü umumiyetle, mutlak manasıyla, güzel, doğru ve iyi yoktur. Fakat diğer taraftan insanlar, sosyal şartların tesiriyle, daha güzele, daha haklıya, daha doğruya mütemadiyen hasret çekmişlerdir.
Don Kişot kuvvetli bir adamdır, çünkü aksiyon [eylem] adamıdır. Mücadele adamıdır. İnandığı şey için dövüşen adamdır. Bundan dolayı da aklı, mantığı, burjuva aklını ve mantığını temsil eden Şanso’yla kıyas edildiği zaman, Don Kişot değil, Şanso gülünçtür. Şanso’da hareket noktası, aksiyonunun hareket noktası, şahsi menfaatidir. Zengin olmak, vali olmak için Don Kişot’un peşine takılmıştır. Bunun için de kitabı bitirdiğin zaman Don Kişot’u seversin, Şanso’yu sevmezsin. Don Kişot’un deli, komik filan olarak gösterilmesinde bizzat burjuva devri ve bu devrin resmi neşriyatı da amil olmuştur.
Burjuva, Monarşiyi de devirip sosyetenin [toplumun] tam hâkimi olduktan sonra, kendi devrini, mutlak, değişmez ve en doğru, en güzel, en akla uygun bir devir saydığı için, daha güzeli, daha doğruyu arayandan nefret etmiş, idealistten ürkmüş, korkmuş ve Don Kişot’u bir istihza vesilesi yaparak, bu sıfatı, kendi aklı ve mantığı, hele kendi devrinin şartlarına uymayan, hele o şartları değiştirmek isteyen herkese vermiştir.
Don Kişot’un gülünç, komik, yarı deli telakki edilmesinde, bu devirde ve belirli muhitlerde, bu da amildir. Kitabın içindeki Don Kişot, elbette ki normal bir adam değildir. Fakat kitabın dışına çıkan bir Don Kişot vardır ki, o gayetle normaldir.
Kitabın içindeki Don Kişot’un normal olmayışı, demin de söylediğim gibi, geri gelmesi imkânsız olanı aramaya, bulmaya kalkışmasındandır. Fakat, kitabın dışına çıkan, kitabın mevzuunun dışına çıkan Don Kişot’un, daha iyiyi, daha güzeli arayan Don Kişot’un,, burjuva aklı ve mantığını, burjuva telakkilerini ve psikolojisini, mutlak olarak kabul etmeyen Don Kişot’un, daha güzeli ve daha iyiyi, daha haklıyı arayan Don Kişot’un, bu uğurda dövüşen ve aksiyona geçen Don Kişot’un anormallikle hiçbir ilgisi yoktur.
Yani Don Kişot’un hikâyesini, yel değirmenleriyle dövüşmesini, falanını filanını değil de, güzel ve doğru bulduğu bir iş için ellisinden sonra dövüşmesini, yollara düşmesini filan göz önünde tutarsan onu sevmemek imkânsızdır. Ve ben öyle sanıyorum ki, onun hâlâ canlı oluşunda ve insanlık tarihi boyunca da canlı kalacak olmasında bütün bu saydıklarımın rolü büyüktür.
Sonra, kitabın tekniği, hikâyesi, özü de öyledir ki, tabiri caizse, Şarlo’nun filmlerine benzer. Çocuk da zevk alır, büyük de; cahil de, okumuş da; burjuva da - sebebini söyledim - sosyalist de... Cervantes Don Kişot’u yazarken, bütün bu söylediklerimi düşünmüş mü? Zannetmiyorum. Fakat çok enteresan bir devirde yaşadığı için, o devrin, yani bir inkılâp devrinin damgasını taşımış ve kitabına da bu damgayı vurmuştur.”
Okuduğunuz bu düşünce açıklamalarının Nazım Hikmet’in duyarlılığına dökülmüş dizeleri de şöyle:
DON KİŞOT
Ölümsüz gençliğin şövalyesi, ellisinde uydu yüreğinde çarpan aklına, bir Temmuz sabahı fethine çıktı güzelin, doğrunun ve haklının: önünde mağrur, aptal devleriyle dünya, altında mahzun, fakat kahraman Rosinant’ı.
Bilirim, hele bir düşmeye gör hasretin halisine, hele bir de tam okka dört yüz dirhemse yürek, yolu yok, Don Kişot’um benim, yolu yok, yel değirmenleriyle dövüşülecek.
Haklısın, elbette senin Dülsinya’ndır en güzel kadını yeryüzünün, sen, elbette bezirgânların suratına haykıracaksın bunu, alaşağı edecekler seni bir temiz pataklayacaklar. Fakat sen, yenilmez şövalyesi susuzluğumuzun, sen, bir alev gibi yanmakta devam edeceksin ağır, demir kabuğunun içinde ve Dülsinya bir kat daha güzelleşecek...
|